5 Şubat 2013 Salı

BALYOZA BALYOZ-HAMMERING THE SLEDGEHAMMER


TÜRKÇE (For English please scroll down.)

Ülkemiz çok garip bir dönemden geçiyor; o kadar karmaşık ve rahatsız edici ki her konuya dalmaya, herşey hakkında fikir yürütmeye kalksam başka her türlü işimi, gücümü, özel merakımı unutmak durumunda kalırım. Onun için  blogda beni en çok rahatsız eden üç konu üzerinde duruyorum.

-Gazeteci, akademisyen, aydın ve subayların uyduruk bahanelerle, bulup buluşturulmuş, önceden hazırlanıp yerleştirilmiş delillerle tutuklanmaları, uzun uzun yargılanmaları, ağır cezalar almaları... tutuklanan gençleri de unutmamalı!

-Devlet eliyle körüklenen tassup, köktendincilik, şeriat özlemi ve buna bağlı olarak Cumhuriyet’in kadınlara vermiş olduğu haklarının bastırılması...

-Eğitim sisteminin yozlaştırılarak yobazca bir yörüngeye oturtulması, çocuklarımızın tassuba teslim edilmesi, gittikçe daha küçük yaştan itibaren beyinlerinin yıkanmasının yolunun açılması..!

Bu konulara tekrar tekrar değindim- kanaatlerimi yazıya dökmek, bu çalkantılı günlerde nerede durduğumu hem bugün hem de yarın için kesin olarak belirlemek amacıyla..!

Evet, farkındayım, hükümetimiz milli varlıklarımızı tek tek satıyor, çevreyi umursamayan projelere girişiyor, ABD’nin istekleri doğrultusunda, ama Sam Amca’dan da hevesli bir şekilde Suriye’ye karşı savaş tamtamları çalıyor, topraklarımızda bağımsız bir Kürdistan kurulmasının yolunu açarak ülkemizin bölünmesine ya da daha beteri bir iç savaş çıkmasına sebep olabilir, hatta Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının “Türk” olarak tanınması bile sorgulanıyor. Bütün bu konuları başkalarına bırakıyorum; nihayet her yönüyle ve gizli ajandalar olmadan tartışılması gereken, siyah/beyaz olmayan konular. Her hâlikarda Türkiye Cumhuriyeti o problemlerin irdelenmesinden dolayı yıkılmaz. Bölünmek bile yaralar ama yıkmaz. 

Ama güvenilmez bir hukuk sistemi ve polis, köktendincilik (kapitalizmin hizmetinde de olsa) şeriat, bağnazlık, küçük yaşta kapatılmış zihinler, bunlar ülkemiz için zaralı olmaktan öte ölümcüldür, Türkiye Cumhuriyeti’ni yok eder.

Yaratılmış ve yerleştirilmiş delillere dayandırılan türlü çeşitli komplo iddialarıyla  sayıları yüzlere varan subayımızın tutuklanmasını, senelerce sonuçlanmayan davalarla süründürülmesini, abartık cezalara çarptırılmasını çaresizlik içinde seyrettik. 

Derken Orhan Aykut isimli bir kişi Balyoz delillerinin ne zaman nasıl hazırlandığının görgü şahidi olarak çıktı ortaya. Aydınlık gazetesi Ocak 2013’te kendisiyle bir dizi röportaj yapıp yayınladı.  

Aydınlık, 16 Ocak 2013.

Röportajı Ulusal Kanal’da da gördüm ve sözlerini kendi ağzından duydum. Beş yıl hapis yapmış bir sabıkalıyken kendini güç odaklarının, ya da yeni güç odaklarını yaratacak çarkların arasında bulmuş. Hatta İstihbarat Dairesi Başkanı Ramazan Akyürek kendisine heryere rahatça girmesini sağlayacak bir kimlik bile vermiş. İstihbarat Dairesi, AKP, Taraf ve Zaman gazeteleri bağlantılı bir sahte delil üretme operasyonuna da şahit olmuş. Bkz:


Hazırlanan deliller bir bavula konup ve 30 Ocak 2010’da Mehmet Baransu tarafından Beşiktaş’taki Adliye’ye teslim edilmiş. Taraf gazetesi daha 20 Ocak 2010’da Mehmet Baransu, Yıldıray Oğur ve Yasemin Çongar imzalı bir haberle ve meşhur “Fatih Camii Bombalanacaktı” sürmanşetiyle başlayacak cadı avını halkın gözünde yasallaştırmıştır bile! (Bkz. “Balyoz”, 6 Eylül 2012.)

Balyoz düzmecesinin nasıl hazırlandığının güzel bir görsel açıklaması için:  

http://www.youtube.com/watch?v=8Y4fzd4hK_c&feature=youtu.be

Balyoz tutuklularından 20 yıla mahkum emekli Orgeneral Çetin Doğan’ın kızı Pınar Doğan’ın da eşiyle birlikte hazırladığı Balyoz davasıyla ilgili hem Türkçe hem İngilizce bir blogu var:

Orhan Aykut’un açıklamaları yayınlanır yayınlanmaz tutuklu subay eşleri ve ailelerinin oluşturduğu Vardiya Bizde platformu harekete geçti, Aydınlık gazetesinin Orhan Aykut’la yaptığı röportajın özellikle 16 Ocak 2013 tarihli sayıda yayınlanan bölümüne dayanarak tutuklu subay aileleri 21 Ocak 2012’de Ankara ve İstanbul Başsavcılığına dönemin AKP Diyarbakır milletvekili İhsan Arslan, “irticai faaliyet” gerekçesiyle ordudan atılmış Zaman gazetesi yazarı İskender Pala ve Taraf gazetesi muhabiri Mehmet Baransu hakkında suç duyurusunda bulundular.

Ama askerlerimize karşı alınan tavrın ardı arkası kesilmiyor; hemen ertesi gün, 22 Ocak’ta İzmir mahkemeleri 357 sanıklı casusluk ve fuhuş davası iddianamesini kabul etti. Sanıkların 310'u emekli ya da muvazzaf asker. 88 sanık tutuklu olarak yargılanacak. Donanma Komutanı Nusret Güner 24 Ocak 2012’de istifa etti. 4 Şubat 2012’nin Aydınlık gazetesine göre Hava Kuvvetleri pilotları arasında yüksek oranda istifa varmış. Yakında ne uçaklarımızı uçuracak pilotumuz, ne gemilerimize kumanda edecek amiralimiz, ne ordularımızı yönlendirecek subayımız kalacak- hükümet ABD için Suriye ile savaş yapma hazırlıklarına devam ededursun!

Vardiya Bizde Platformu’nun her Cumartesi gerçekleştirdiği Sessiz Çığlık etkinliği hâliyle 26 Ocak tarihine rastlayan Cumartesi günü özel bir anlam kazanıyordu ve Ulusal kanal üzerinden çağrı yapıldı. Biz de o sabah yollara döküldük. Yolda Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu’nun tahliyesi için yapılan gösteriye de katılabilmek ümidiyle önce Beyoğlu’na yöneldik. Malatya İnönü Üniversitesi eski rektörü Hilmioğlu 13 Nisan 2009’daki Ergenekon dalgasında tutuklanmıştı. Toplam 39 kişinin toparlandığı o gün tutuklananlar arasında Başkent Üniversitesi kurucu rektörü Prof. Dr. Mehmet Haberal da vardı. (Bkz. "Bayrak ve Kurdele", 30 Mayıs 2012.) Haberal gibi Hilmioğlu da o günden beri mahpus, şu farkla ki Hilmioğlu kanser hastası ve durumu ciddileşiyor! Tutuksuz yargılamaktan neden bu kadar kaçındıklarını anlamak mümkün değil!

Fatih Hilmioğlu için Beyoğlu'nda Galatasaray Lisesi'nin önünde toplananlar. 26 Ocak 2013.
(Görüntü sosyal medya'dan.)
Geç kaldık, biz oraya ulaşana kadar göstericiler dağılmıştı. İki küçük grup kalmıştı, biri Fatih Hilmioğlu için toplanmış olanların artıkları, diğeri ise, geçen birisinden öğrendiğime göre, Cumartesi Anneleri'nden kalanlarmış. Onlar 27 Mayıs 1995’ten beri kaybolmuş yakınları için toplanıyorlar. Bunun günahını AKP’ye yıkamam, AKP ancak 3 Kasım 2002’de iktidara geldi, etkinliğin başladığı tarihte 12 Eylül’den beri de 15 yıl geçmişti. İtiraf etmek zorundayız ki sert muamele ve karanlık yöntemler her dönemde bizim özelliğimiz olmuş ve AKP’nin seçim zaferlerinde eski yönetimlerin hoyratlığının da payı varmış. Hepimizin alacağı dersler var!

Cumartesi Anneleri grubu'ndan kalanlar, Beyoğlu, 26 Ocak 2013...

...ve onların karşısında Fatih Hilmioğlu'na Özgürlük grubundan kalanlar, Beyoğlu, 26 Ocak 2013.
(Görüntüler kendi objektifimden.)

Oradan Beşiktaş’a devam ettik ve Vardiya Bizde etkinliğine vaktinde ulaştık. Onların eylemleri hep sakin ve sosyal toplantı havalıdır, dünyayı sarsacak nitelikte değildir. Yağmur yağıyordu, şemsiyeler altında sakin sakin pankartlar tutuldu, merhabalaşıldı, sohbet edildi, kameralara poz verildi.

 
 Ciddi mesajlar, kibar protesto! Vardiya Bizde, Beşiktaş, 26 Ocak 2013. 
(Görüntüler kendi objektifimden.)

 Vardiya Bizde hanımlarından biri Orhan Aykut’un anlattıklarına dayanarak yapılan suç duyurusuyla ilgili bir bildlri okudu. Bir güzel sürpriz 12 Ocak 2013’de Kadıköy’deki “Silivri Tutsaklarıyla Dayanışma” eyleminde tanışmış olduğumuz şair beyefendiyle tekrar karşılaşmamız oldu. (Bkz. “Kahraman Olmak”, 17 Ocak 2013.) Cesaretle, coşkuyla, enerjiyle manilerini döktürmeye devam etti. Aşağıdaki videoklip’te görebilirsiniz.(İngilizce bölümden hemen önce.)
Bir küçük hanım da sessiz sessiz bir deniz subayının resmini tutuyordu, konuşmadan, kıpırdamadan. Eşim “belki akrabasıdır” dedi. Gittim sordum,  “amcam” dedi. Balyoz davası kapsamında 18 seneye mahkûm edilen Tümamiral Semih Çetin’in resmini tutuyordu. Amcasıyla gururlanıyor olmalı, amcası da yeğeniyle gururlanabilir bence!
Amca-yeğen.
(Görüntü kendi objektifimden)

Hasdal cezaevinde tutulanTümamiral Çetin’in tecrübelerini anlattığı Bir İhanetin Öyküsü ismli kitap son günlerde yayınlanarak piyasaya çıktı.

Bu yazıyı Tümamiral Semih Çetin’in 18 Ağustos 2011’de Silivri duruşma salonunda yaptığı savunmadan bir cümleyle bitiriyorum:

“Kendi ordusuna ve donanmasına komplo kuracak kadar alçalmış bir çetenin yarattığı bir ihanet sürecinden geçiyoruz. Kendi ülkemizde esir düştük.” (TGB sitesinden, 3 Şubat 2013-
http://www.tgb.gen.tr/haberler/8673-bir-ihanetin-oykusu-hasdalda-bir-amiral  )

Videoklip
Vardiya Bizde, Beşiktaş, 26 Ocak 2013.
(Kendi objektifimden.)
 
Vıdeoclip 
Now It's Our Shift, January 26th 2013, Beşiktaş, Istanbul.
(Images from my own camera.)
 

ENGLISH
The footnote links do not work; you will have to scroll down to to the footnotes for expanded information. Opening the blogsite on two seperate windows and keeping one on the footnotes will make it easier to go back and forth. Sorry for the inconvenience, I'm no expert!.
Other links should work.



Of all the the strange and curious things that have been happening in my country, there are three that particularly bother me, on which I have been focusing in my blog. They are:

-The gratuitous arrest of intellectuals, journalists, academicians and officers with rigged up charges as a step in the transformation of the country, through the complicity of an infiltrated security and judicial system.[1] (I should include in this the arrests among the youth![2])

-The government-endorsed rise in fundamentalist Islam and the trend towards a return to theocracy, which entails, among other things, a suppression of the rights of women.[3]

-The transformation of the educational system to open the way to religious brainwashing from an early age.[4]

I have mentioned these over and over as a kind of personal testament and a record of my thoughts in these very turbulent times[5].

That the government is selling national assets bit by bit, is creating havoc with the environment, that it is beating war drums in regard to Syria along U.S. lines while somehow sounding more eager than its master, that it has opened the way to the partition of the country by giving a green light to an independent Kurdish state, all this and more I leave largely to others[6]. The Turkish Republic can easily survive all of that, even the painful loss of a chunk of its territory to a new country, but with an infiltrateded judiciary, a return to theocracy, with young minds enslaved, with fundamentalism- even a capitalist endorsed fundamentalism- the Turkish Republic is dead! We are dead!

The harrassment of officers through several fabulous plot allegations have led to hundreds of arrests, internments, extended trials and very heavy convictions on dubious evidence.[7] 

Then someone called Orhan Aykut came out of the woodwork and publicly declared, as an eyewitness,  that the cruicial evidence that started the Balyoz (“Sledgehammer”) witchhunt was all doctored, fabricated and planted.[8] Aydınlık ran a series of interviews with the man in January 2013.
Aydınlık, January 16th, 2013.
"We took the suitcase from Pala, we produced the CD's in Ankara." Aykut is seen on the right with photo of İskender Pala- also seen extreme left- columnist for Zaman (a pro-AKP paper like Taraf) and ex-officer discharged on grounds of "reactionary activity". Next to him, Ihsan Arslan, AKP member of parliament for Diyarbakır at the time.

I saw Aykut talking on Ulusal[9], perfectly casual and calm about it all. Aykut is a shadowy figure, served time in prison before entering the back hallways of power. He says the chief of police intelligence even gave him a secret service identity card (“with which I could go everywhere”) and was apparently close at hand during the fabrication and falsification process.[10]

The Vardiya Bizde (“Now It’s Our Shift”) platform is an initiative of the wives and families of officers under arrest, facing trial, or already convicted on various unconvincing charges including but not limited to the Ergenekon and Balyoz (“Sledgehammer”) plot allegations.[11] As soon as the news regarding Orhan Aykut spilling the beans reached the media, the Vardiya ladies immediately took the matter in hand; on January 21st 2013 relatives of officers convicted for “Sledgehammer” allegations lodged criminal complaints with the State Prosecutors in Istanbul and Ankara.[12] 

On January 22nd yet another case against officers simmering in İzmir exploded into the headlines; the courts there had accepted the indictment of 357 supects, mostly officers, on espionage charges mixed with sex scandals. 310 of them are officers, both retired and active. 88 of them will be held in custody during trials. Admiral of the Fleet Nusret Güner resigned in protest on the 24th. The Aydınlık of February 4th 2012 reports a spate of resignations among fighter pilots. What with the arrests, indictments and resignations we hardly have  the officers to command the ships, fly the planes, and guide the army- and all this while the government is gearing up for war with Syria on American behest![13]

The regular “Silent Scream” activity of the Vardiya Bizde (“Now It’s Our Shift”) platform, held every Saturday, had a special meaning on January 26th. We had attended only once, on November 3rd 2012, but since there was a special appeal for the 26th, we set out. On the way we made an attempt to lend our support to another protest action. That was a group demanding freedom for Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu, academician, former rector of İnönü University in Malatya, arrested during the Ergenekon roundup of April 13th, 2009 (one of a total of 39 arrests, including Prof. Dr. Mehmet Haberal, founder and Rector of Başkent University, Ankara[14]) and like Haberal he has been held in custody in the Silivri prison complex evet since. The trials are unconcluded so there has been no verdict. He suffers from cancer and the protest action was a call for freedom, and if not freedom, at least to be allowed to leave the prison, and be present only when the court is in session, which is indeed legally possible but is denied a great number of defendants.

Demonstration for Hilmioğlu at the Pera district, Istanbul, January 26th, 2013.
(Image from the social media.)
We reached the Pera district, where the demonstration was held, too late: only a small number of demonstrators were left, just a few steps away from another group of demonstrators. Someone said those belonged to the “Saturday Mothers”[15], a group that have been assembling since May 27th 1995 demanding a research into the fate of relatives who have disappeared in custody. I can’t pin their grievances on the AKP government, which only came to power on November 3rd 2002, more than seven years after the start of the demonstrations; the military intervention of September 12th, 1980 was fifteen years before that, so I have no choice but to admit that rough handling and shadowy methods have always been a feature of this country and share some of the blame for the AKP election victories. 
Remainder of the "Saturday Mothers", Pera district, Istanbul,  January 26th 2013... 
 
...and across from them, stragglers from the "Freedom for Fatih Hilmioğlu" demonstration.
(Images from my own camera.)
From there we moved on to Beşiktaş, this time arriving punctually for the Vardiya action. Typically genteel, too polite to bother anybody or make a mark, the wives and relatives held up their placards and photographs of their jailed relatives, conversed politely with each other, and posed for the cameras.

 "The Sledgehammer Verdicts are a Massacre of Justice."
Photo: Brigadier General Mustafa İlhan (to 18 years)
(At the rear, to the left)
"No crime, No evidence,No justice,18 years of punishment!"
Photo left: Full General Çetin Doğan (to 20 years).
Photo right: Mustafa Kemal Atatürk, "the real target!"
 
 "Verdict: 18 Years,
Grounds:None!"

"18 years for three pennies worth of CD"
 Left:"An end to the Sledgehammer tyranny"
Right: "Good news, my people, slander hasn't won" and below it Sözcü newspaper headline of January 9th, 2012: "Sledgehammer  blow from the General Staff to th Court" ( The Generall Staff denies possession of the originals of the documents used as evidence in the "Sledgehammer" trials.)
"The Sledgehammer Case is Digital Terror."
(Images from my own camera.)

One lady read out a demand for a reopening of the case based on Orhan Aykut’s revelations. A highlight was the presence of my “hero” from the Kadıköy demonstration of January 12th 2013.[16] This is a middle aged gentleman who creates his own little gems of poetry and delivers them with much vigor and absolutely no self-consciousness during these demonstrations. You can see him in the videoclip above.

Especially touching for me was a little girl quietly holding up the photograph of a naval officer. It turned out to be her uncle: Vice Admiral Semih Çetin, convicted to 18 years in connection with the Balyoz (“Sledgehammer”) plot allegation and incarcerated in Hasdal prison.

Proud uncle, proud niece!
(Image from my own camera- proud photographer!)

Like many other inmates, Admiral Çetin has written a book in prison and it has just been published. The title is “Tale of a Betrayal” (Bir İhanetin Öyküsü).

The following is a quote from his defense statement during his trial at Silivri on August 18th, 2011:[17]

“We are going through a period of betrayal committed by a gang that has sunk so low as to conspire against its own armed forces. We have been taken prisoner in our own country.”

[1] See“Silivri”, 18 December-Aralık 2012..
[2] See “TheYouth”, 16 December-Aralık 2012.
[3] See “DoYou Know Osmin? Oh yes you do!” , 7 December-Aralık 2012.
[4] See “Ramadan,  August 30th, and Mr. Incredible”, 17 Ağustos 2012, and also “The Oath”, 22 September-Eylül  2012.
[5] See“Ship of Fools”, 22 December 2012.
[6] I give a quick run down of what I see as the AKP’s misdemeanors in “Being A Hero”, 17 January-Ocak 2013.
[7] See”Sledgehammer Verdicts”, 22 September-Eylül 2012, and “Reacting to theSledgehammer Verdicts”, 26 September-Eylül 2012. There is also a blog about the “Sledgehammer” trials by Pınar Doğan, daughter of retired Full-General Çetin Doğan, sentenced  to 20 years. She prepares it jointly with her husband in both Turkish and English: http://balyozdavasivegercekler.com
[8] It was delivered to the police on on Jan. 30th 2010 by Taraf reporter Mehmet Baransu.
[9] Sattelite-only opposition TV channel. Interviews with Aykut were published in a series of articles in Aydınlık, most tellingly on Jan. 16th, 2013
[10] The bureau of police intelligence is İstihbarat Daire Başkanlığı, tne chief at the time was Ramazan Akyürek, whom Aykut identifies by name. He claims Akyürek headed a staff of 1000 involved with the fabrication of evidence. Here is a link in Turkish. If you don’t know Turkish, it is well worth having translated:
[11] See“Vardiya Bizde-Now It’s Our Shift”, 6 November-Kasım 2012.
[12] Against İhsan Arslan former AKP member of  parliament , Mehmet Baransu , columnist for Taraf, and İskender Pala, former officer discharged for “reactionary activity” and columnist for Zaman, a pro-AKP newpaper like Taraf.
[13] See “War Drums of a Non-Militarist Government”, 18 September-Eylül 2012.
[14] See “The Flag and the Ribbon”, 30 May-Mayıs 2012.
[15] Cumartesi Anneleri.
[16] See “Being a Hero”, 17 January-Ocak 2013.
[17] I took this quote from the TGB, (Türkiye Gençlik Birliği,“Union of Turkish Youth”) website, Feb. 3rd 2013.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder