28 Nisan 2013 Pazar

CASUSLUK VE FUHUŞ- ADULTERY AND ESPIONAGE

TÜRKÇE (For English text, please scroll down.)

16 Nisan 2013, sabah erken İzmir’e vasıl olduk ve bir otopark bulup arabamızı park ettik. Hedefimiz İzmir Merkez Adliyesi; Bayraklı diye bir yerdeymiş, her neresiyse!

Bizi buraya ne getirdi? Şu 310’u emekli ve muvazzaf subay toplam 357 sanıklı “Casusluk ve Fuhuş” davası vardı ya (85’i tutuklu yargılanıyor, bunların 55’i subay) işte o dava o gün başlıyordu. Unutanlara hatırlatalım (o kadar çok dava birbirini kovalıyor ki unutmak kolay): 10 Ağustos 2010’da Amerika’dan e-posta ile yapılan bir ihbar İzmir Emniyet’ine ulaşıyor ve soruşturma açılıyor. Artık alışılmış bir formül hâline gelmiş aramalar ve tevkifler ve delil olarak bir disk üzerinde “keşfedilen” dijital veri! 

Aynı senaryo İstanbul’da da yaşanmıştı- hem de o kadar benzer ki kamuoyu ikisini birbirine karıştırmıştır (ya da bu kargaşada hiçbirinden haberi yoktur!). Onu da hatırlatalım: tarih 28 Nisan 2010, yine polise bir e-posta, yine Amerika kaynaklı, mesele yine “casusluk ve fuhuş”, hedef yine askerler, ve bir de ilginç bir şekilde TÜBİTAK görevlileri! (Nasıl yani?) Dert etme, adalet çözer; başımızdakiler hem adaletlidirler hem de kalkındırırlar! Çözmüş de: Emekli Albay İbrahim Sezer’in evinde bir arama yapılıyor ve ne bulunuyor? Bir disk (sürpriz, sürpriz!), içinde de dijital veriler! Yamuğu olan adamlar bu dönemde böyle şeyleri hâla neden evlerinde saklar? 6’sı tutuklu 56 sanıklı bir dava süreci başlıyor. Savcı Albay Sezer için 172 sene taleb ediyor. (Sayılı günler çabuk geçer!) Neyse, yargıç insafa gelmiş, 2 Ağustos 2012’de sonuçlanan davada Alb. Sezer’e sadece 15 sene 7 gün 4 ay vermekle yetinmiş! Diğer sanıklara da benzer hükümler verilmiş! (Eski TÜBİTAK başkanı Yücel Çipli: 13 yıl 6 ay 15 gün, TÜBİTAK görevlisi Merdan: Metin 8 yıl 4 ay, Yarbay Mehmet Seyfettin Alevcan: 15 yıl 7 ay 14 gün, vb. Bir tane beraat var- Tuğamiral Fatih Can Yıldırım. Aslında bir beraat daha var Binbaşı Kemalettin Yakar ama o da Balyoz’dan 16 yıl aldı.)

İzmir Casusuluk Davası’nın Ergenekon ve Balyoz tertipleri, 28 Şubat “darbe” (hükümetin ancak beş ay sonra Cumhurbaşkanı’nın onayıyla düştüğü “darbe”) davası ve hatta iki doksanlık emekli generalin yargılandığı 12 Eyül davası gibi Kemalist laik Cumhuriyeti ve koruyucusu olan TSK’yı itibarsızlaştırma ve tasfiye etme operasyonunun devamı olduğuna şüphe yok. Devamı, ama sonu değil; Turgut Özal’ın on yıl önce (17 Nisan 1993) bir kâlp krizinden ölümünü de Ergenekon’a bağladılar, şüphesiz Ergenekon mitosunu canlı tutmak için. Ailesi zaten “onu zehirlediler” gerekçesiyle rahmetliyi 2 Ekim 2012’de otopsi için mezarından çıkarmış, adli tıp kesin kanıt olacak bir veriye rastlamamıştı. Bunun çaresi tipik bir “AKP usulü hukuk” çözümü oldu; şaibeli bir kişi, tercihen zaten başı dertte bir sanık bul, bir kolaylıklar vaadet, ve ondan amaçlara uygun bir ifade al! Zirve yayınevi cinayetlerinin “hem sanığı hem tanığı” İlker Çınar isimli bir adamı buldular. 

Malatya’da İncil yayınlayan “Zirve Yayınevi” 18 Nisan 2007’de bir grup saldırgan tarafından basılmış, içeride bulunan biri Alman uyruklu üç kişi gırtlakları kesilerek öldürülmüştü. Birkaç saldırgan hemen yakalanmıştı ama dava uzadı; dört sene sonra cinayetler Ergenekon’a fatura edildi ve 17 Mart 2011’de subaylar dahil (onlar olmazsa olmaz) 20 kişi tutuklandı. Orada da bitmedi. 18 Ocak 2012’de eski Ege Ordusu ve sonra 1. Ordu Komutanı Em. Org. Hurşit Tolon da bu bağlamda tutuklandı- işte bu İlker Çınar’ın ifadesiyle!!! 

Ve şimdi adaletsiz yargılamalar ayyuka çıkıp Silivri “kampusu” önündeki rezaletler ve “Akil Adamlara” tepkiler ekranlara vurunca Ergenekon’u tazelemek için İlker bey’e bir daha müracaat etmiş olmalılar ki 4 Nisan 2013 gazetelerinden emekli Tuğg. Levent Ersöz’ün Cumhurbaşkanı Özal’ı bir Ergenekon operasyonu kapsamında zehirlemekle suçlandığını öğrendik. İlker bey vicdanındaki bu yükten kurtulmak için neden on sene bekledi acaba?

Sonuçsuz otopsinin de cevabı İlker bey'den: zamanla izi silinen Polonyum 210 ve Amerikyum 241. Yani delilsizlik delil olmuş.

İlker Çınar’ın profili ilginç: Uzman çavuşken 23 Kasım 1993’de disiplinsizlikten Jandarma’dan ihraç, sonra Hristiyan olma ve misyonerlik. 2008’de tekrar İslam’a dönme ve misyonerler hakkında Jandarma’ya muhbirlik, 2010’dan sonra da eski amirlerine karşı AKP hükümetine muhbirlik. AKP adaletinin başka bir tanığı Tuncay Güney’i hatırlatmıyor mu? Bkz. “ÇığlıkAtılası”, 12 Şubat 2013.

Tuğg. Ersöz’ e gelince, bu itham onun omuzlarına pek ilave bir yük getirmiyor çünkü zaten Ergenekon sanığı! En fazlası yüz sene vereceklerine müebbet verirler, ne fark eder? Burada görmemiz gereken, hükümetin Ergenekon sihirli değneğini kullanmaya devam etme niyetidir. Bu kadar işe yarayan bir hokkabazlıktan neden vazgeçsin ki? İllüzyon seyircileri ikna ettiği müddetçe..!

Bütün şaibeli tanıkların, e-postayla  ve telefonla ihbarların, üstüne planlar çizilmiş kâğıt parçalarının, dijital verilerin birazcıcık inandırıcılığı olabilirdi ama ABD’nin Ortadoğu projeleri (hani o BOP var ya, BOP!), eşbaşkanlık meselesi, Pennsylvania’da mukim “Ilımlı İslam” feylosofusu Fethullah Gülen’in polise ve yargıya sızma hikâyeleri artık dedikodu bile değilken ve doğu illerimiz oraların halkının oyuna bile danışılmadan ayrılma sürecine girmişken, TC’lere, bayrağa, Cumhuriyetimize ve kurucusuna karşı allerji bir hükümet politikası hâline getirilmişken, Anayasa’da yapılan değişiklikler “değiştirilemez hükümleri” bile zorlarken, artık AKP’nin ne adaletine, ne kalkındırmasına, ne de herhangi bir konuda iyi niyetine inanmam için bir sebep var mı? 

Fethullah Gülen ve küçük mürit, "Özgürlüler Ülkesi"'nin özgür ortamında özgürce inanç paylaşımı yapıyorlar!
(Görüntü medyadan.)
Fethullah Gülen için ABD'nin resmi görüşü:
Fethullah Gülen için ABD halkından görüşler:

ABD’nin gelmiş geçmiş stratejilerinden en salakçası (bu ifadeyi de kibarlığımdan kullanıyorum) soğuk savaş yıllarının yakın müttefikini bundan böyle hem parçalamaya, hem karanlığa itmekten geçiyor. Bu dünyada kredi kartlı bir Kapitalist cenneti, bundan sonrakinde de şaraptan nehirli, hurili bir İslâm cenneti vaadıyla ABD ve İsrail’in menfaatlerine hizmet eden, petrolünü onlara cömertçe sunan bir Ortadoğu’nun inşaasıdır bu. Böyle bir ucubenin yaratılması için Türk milli devletinin tasfiyesi, laik Cumhuriyet’in kurucularının itibarsızlaştırılıp unutulması, milli sembollerin ve bayramların rafa kaldırılması gerekiyordu. 

Bunun için mi yedin bizi "dost" ABD?
Haritanın kaynağı:

Bu kadar muazzam bir değişimi gerçekleştirebilmek için de mevcut Cumhuriyet’i benimsemiş aydınların ve yazarların, onu korumakla görevli Silahlı Kuvvetler’in, Atatürk'ün "vazifelendirdiği" gençliğin etkisizleştirilmesi şarttı. İşte Ergenekon budur, Balyoz budur, 28 Şubat’la, 12 Eylül’le hesaplaşma budur, sayıları dört hanelere çıkmış olan tutuklu öğrenciler, ağızları kapatılarak sürüklenen gençler budur! Ve “Casusluk ve Fuhuş” davaları da budur!
Bir de hainler gerekiyordu, halkı uyutacak, uyuşturacak, ipnotize edecek hainler! Hiyanete yatkın ne kadar çok vatandaşımız olduğunu düşman bizden iyi biliyormuş meğer, biz de bilvesile öğrenmiş olduk! (Çocuklarıyla beraber çizgi film seyretmeye tenezzül etmemelerinden anlamalıymışım! Bizim filmlerimizde iyiler kazanır; onu anlattık, ona inandık. Sizin “büyük” dizilerinde kimler kazanıyor?)

Dönelim 16 Nisan 2013 sabahına; arabamız otoparkta, çıktık yola. Bir gazete aldık ve gergin günün ilk tokadını yedik: Fazıl Say’ a 10 ay hapis cezası!

Aydınlık, 16 Nisan 2013. Manşet o gün başlayacak "Casusluk ve Fuhuş" davasıyla ilgili. Üst sağ: Fazıl Say için verilen hüküm. Üst sol: yaklaşmakta olan 23 Nisan "Milli Merkez" kurultayı.

Fazıl Say
(Ne demişti? "Biz devrik Rönesans'ın çocuklarıyız!")
İşte Bay Say'dan biraz Beethoven:
Kendi bstesi Kara Toprak ile biraz Anadolu tadı:
Ya da daha hafif bir bestesi: Kumru.

Fazıl Say sanatıyla dünya çapında saygınlık kazanmış bir piyano virtüozümüz ve bestecimizdir, AKP’nin köktendinci politikasına karşı olduğunu da her zaman dile getirmiştir! Sığ bir din anlayışına ve dindarlığın sahtekârlığa kılıf olarak kullanılmasına karşı Twitter hesabından paylaştığı sözleri ve buna uygun olarak Ömer Hayyam’dan yaptığı alıntı bir vatandaşın alınarak kendisine dava açmasına sebep olmuş. (Bkz.: “Fazıl Say Ne Demiş Ki?”, 29 Ekim 2012.) Hüküm beş yıllık “denetimli serbestlik” koşuluyla geri bırakılmış, yani bu süre zarfında Say “uslu durursa" kurtulacak! Susması için rüşvet anlayacağınız, karikatürist Nuri Kurtcebe’ye uygulanan formülün aynı! (Bkz.: “Acıtan Kalem”, 16 Mart 2013.) Davayı açan mümin vatandaş büyük ihtimâlle klasik müziğe ilgisi bile olmayan, Fazıl Say’ın yazdıklarını merak bile etmeyen, bu davayı açmak için yönlendirilmiş birisidir- yoksa zaten en geç duruşmada anlaşmaya varılır, tatlıya bağlanırdı. Yoksa “Allah, Peygamber” diyerek insan dolandıranlardan, Ömer Hayyam’ın dediği şekilde bir “cennet” beklentisine girenlerden ve öyle bir beklentiyi yaratanlardan müminler de şikâyetçidirler herhâlde- değil mi?
(Görüntü kendi objektifimden.)
 Haberin verdiği sıkıntıyla geldik
Bayraklı Adliyesi’ne, ve toplananların sayısının beklediğimizin altında olduğunu görünce biraz daha sıkıldık. Başeğmez ve kalabalık İzmir metropolünden daha fazlasını umardık. Ama orada toplanan birkaç bin kişi sanıklarla dayanışmalarını, masumiyetlerine olan inançlarını, silahlı kuvvetlerimize olan güvenlerini ve Ergenekon, Balyoz gibi bu tertibe de alet olan hükümete yönlendirdikleri eleştirilerini güzel ifade ettiler! Askerlere saygı için tek bir borazanın sesiyle yapılan saygı duruşu etkiliydi. Biraz detone olsak da İstiklâl Marşı’nın okunması güzeldi ve barikatın öbür tarafındaki polislerin de hazırolda durarak dinlemeleri bir garipti- “asgarilerde birleşmek” dedikleri böyle birşey herhâlde! Atatürk’ün “Gençliğe Hitabe”’sini bir ağızdan okumakta zorlandık ama “İstklâl ve Cumhuriyeti muhafaza ve müdafaa etmek” görevini veren bu önemli metnin her kelimesini herkes biliyordu ve öneminin de farkındaydı. (Bkz.: “Gençlik”, 16 Aralık 2012.) O gün bir çatışma olmadı, 16 Nisan’ı gazlanmadan, tazyikli su yemeden bitirdik! (O günün izlenimlerini aşağıda, Türkçe ve İngilizce bölümler arasındaki videoklip'ten seyredebilirsiniz.)

Ayıran çzgi:
İzmir Bayraklı Adliyesi önü, 16 Nisan 2013.
(Görüntü kendi objektifimden.)

 TGB'li gençler: "Ey Türk Gençliği..!"
(Görüntü kendi objektifimden.) 

Mesaj son derece aydınlık!
(Görüntü kendi objektifimden.)
Aslında herşey onun geleceği için!
(Görüntü kendi objektifimden.)

İzmirliler duygularını dört gün sonra çok daha görkemli bir şekilde ifade ettiler. MHP’nin organize ettiği “Bayrak Mitingi”’ne katılım milyonu bulmuş! Hafta sonu olması, çok daha merkezi olan Alsancak’ta yapılması katılımın yüksek olmasını etkilemiştir. 

Bayrak Mitingi, Alsancak, İzmir, 20 Nisan 2013.
(Görüntü medyadan.)
Eğer hükümet hapisteki terörist (hadi kendi tabirlerini kullanalım, “gerilla” ama kesinlikle “aktivist” değil) örgüt başıyla doğrudan müzakereye girerse, “Kürtler alınmasın” diye Türk Anayasası’ndan “Türk” kelimesini çıkartmaya yeltenirse, “Kürtler alınmasın” diye TC harflerini kullanımdan kaldırırsa, “Kürtler alınmasın” diye milli bayrağımızı (ki Osmanlı döneminde bile onların da bayrağıydı) astırmazsa, sonra da zorla gerçekleştirdiği bu dönüşümü “akil adam” tabir ettiği medyatik figürlerle kabul ettirmeye çalışırsa, neticede bir ABD projesi olan bu operasyonu gerçekleştirmek için düzmece deliller ve uyduruk tanıklarla ülkenin aydınını, yazarını, askerini tutuklar, karşı duran gençleri yaka paça sürükleyip hapsederse, bir “Bayrak Mitingi” de bu kadar insanı çeker. Üç kuruşluk aklı olan da buna şaşırmaz!

Bir vatandaş eksik TC'yi yerine koymuş!
(Görüntü kendi kameramdan, banka kendi mahallemden.)



Bursa, 25 Nisan 2013; 500 kadar vatandaş "Akil Adamlar"'ın şehirlerini ziyaretlerinden memnuniyetsizliklerini ifade ediyorlar.
(Görüntü medyadan.)


İzmir Merkez Adliyesi'nin önünden izlenimler.
16 Nisan 2013.
(Görüntüler kendi objektifimden.)
Videoklip.
Videoclip.
Impressions, outside the Central Courthouse, Bayraklı, Izmir.
April 16th, 2013.
(Images from my own camera.)

ENGLISH
The footnote links do not work; you will have to scroll down to to the footnotes for expanded information. Opening the blogsite on two seperate windows and keeping one on the footnotes will make it easier to go back and forth. Sorry for the inconvenience, I'm no expert!.
Other links should work.


It was early on April 16th, 2013. We drove into Izmir, a major city on the Aegean coast of Turkey, found a parking lot to park our car, and headed out. Destination: the city’s Central Courthouse in the Bayraklı district, wherever that was supposed to be. The occasion was the start of the trials of 310 officers- some retired, some in active service, on charges of “espionage and adultery”.[1] This is of course nothing more or less than an extension of the already six-year-old and still unconcluded Ergenekon trials, the scandalously concluded Balyoz (“Sledgehammer”) trials, the more recently launched and bitterly vindictive “February 28th” trials, and even the “September 12th” trials involving two very old surviving leaders of the military intervention of Sept. 12th, 1980![2] Members of the armed forces are the most common, but by no means the only target! Especially the Ergenekon trials have swept through a very large spectrum of the country’s secular elite, targeting journalists, academicians, and intellectuals as well as officers. It is worth mentioning that students arrested for protesting have also reached four figures.

The Ergenekon and  “Sledgehammer” trials, alleging conspiracies against the government, are based on unsound evidence such as doctored digital data, sketches found here and there leading to caches of arms, undisclosed informants, denounciations through telephone and e-mail, and sometimes something as banal as appearing in someone’s address book. All of this would still have had some little credence had the police and judiciary not been infiltrated by members of the Gülen cult, the driving force behind the meteoric rise of the fundamentalist AKP![3] Fethullah Gülen is a muslim cleric resident in Pennsylvania (Sayorsburg) from where he directs his worldwide operations.[4] 

Fethullah Gülen and disciple, enjoying the liberties offered by "The Land of the Free".
(Image from the media.)

Apparently, the US has had the creative idea of having its own Ayatoullah through which to reshape the Middle East, if not in its own image, then into the image of a docile pet. In pursuance of a grand plan- the “Greater Middle East Project”- which will create a peaceful, oil-delivering Middle East that is also US and Israel-friendly, some lamebrained US policymakers (and I say that in a kind way) have decided to topple a friendly secular state- once such a useful ally in the cold-war era- and turn it into an ignorant funamentalist mass ready to do anything for a capitalist credit-card paradise here and a Musilm-one with houris[5] and rivers of wine in the afterworld. The Turkish Nation State had to be dissolved, the founders of the secular Republic discredited and forgotten, the national holidays and symbols shelved, religious occasions and ceremonies pumped up and blown out of proportion.[6] 

Re-arranged borders for "a better Middle east".  So this is what it was all for, America, "friend"?
Source of the map is below: 
To clear the path for such an overwhelming transformation, the the military guardians and the intellectual elite had to be neutralzed- labeled as terrorists, discredited and jailed. The 310 officers, active or retired, constitute most but not all of the defendants of the “Espionage and Adultery” case; with the civilians the number reaches 357! 85 of the defendants are held in custody, of which 55 are officers.[7]

This new set of trials forms the last link of a long chain, and probably not the final one! Recently there has been an attempt to link retired Brig. Gen. Levent Ersöz with the death, of heart failure, of President Turgut Özal on April 17th, 1993. The family, claiming foul play, had the body exhumed on October 2nd, 2012, almost a decade after the fact. Although the forensic investigation was unconclusive, the far from impartial judiciary went ahead with the case. The newspapers of April 4th 2013 carried the news of the indictment of Gen. Ersöz, already in custody since January 15th, 2009 for alleged involvement in the Ergenekon “terror organization”.[8] Since Gen. Ersöz is already a defendant of the Ergenekon coup conspiracy allegations, this won’t be much of an extra burden on an already ruined man, but the new case means the government is planning to expand its purges with it’s magical Ergenekon wand. Why not? It worked so well so far!

So back to the morning of April 16th 2013; car parked and off we go. We bought a newspaper on the way; a slap in the face at the start of an already tense day. Composer and piano virtuoso Fazıl Say convicted to 10 months! 

Aydınlık, April 16th 2013. Main headline concerning the start of the "Espionage and Adultery" trials: "TAKE YOUR DIRTY HANDS OFF OUR OFFICERS". Above left: the upcoming "Nationai Center" congress, set for April 23rd, still ahead. Above right: the sentence passed for Fazıl Say.


Fazıl Say , the man who said "We are the children of an overthrown Renaissance!"
(Image from the media.)
So does the man have talent? 
Here he plays Beethoven:
or his own composition "Black Earth": 
or something lighter, again from him,  "The Dove":
10 months for calling a spade a spade on Twitter offended a twit.

Fazıl Say is one of a small number of of Turkish artists who enjoys an international reputation. He is also openly critical of the AKP’s fundamentalist agenda. Apparently, a devout Muslim citizen took offense to some things Say shared on his Twitter account, including a couplet from the poet Omar Khayyam. I referred to the case in “What did Fazıl Say Say Anyway?”, October 29th 2012. The sentence will be frozen for five years, in which time Say will be kept under observation. In all probability, this was a set-up, a person with no interest in classical music, and therefore in Fazıl Say’s opinions, must have been put up by the government to bring Say to court, thereby silencing a respected and influential artist, much like what was done to cartoonist Nuri Kurtcebe (see: “A Pencil Jab that Hurt”, 16 March- Mart 2013.)

Still annoyed, we arrived before the Courthouse, and were annoyed once again to see the numbers of assembled demonstrators much lower than one would expect from the defiant and crowded metropolis of Izmir. 
A citizen with a conscience. 
(Image from my own camera.)
Nevertheless, the few thousand assembled there expressed their support for the defendants, their faith in their innocence, their confidence and trust in our armed forces, and their clear objection to the government that has framed them. Touching was the silent salute to the soldiers to the traditional sound of a lone trumpet, a little eerie, the national anthem sung together- though not quite in unison or in key- with the police lined up on the other side of the fence also standing in attention. The recitation en masse of Kemal Ataturk’s “Call to the Youth” was hard for everybody to repeat in synch, but everyone knew the words of their duty “to protect and defend Turkish Independence and the Turkish Republic”, as had been expressed personally by the saviour of that Indepence and the founder of that Republic back in 1927.[9] The day ended with no gas, no pressurized water, no open conflict. 

The dividing line!- Central Couthouse at Bayraklı, Izmir,
April 16th, 2013.
(Image from my own camera.)

Members of the TGB (Türkiye Gençlik Birliği, Union of Turkish Youth) along the fence, who have taken Kemal Ataturk's "Call to the Youth" very seriously indeed!
(Image from my own camera.) 

 "We are the children of Mustafa Kemal,
We are illuminated by the Republic, not a lightbulb." 
The allusion is to the emblem of the ruling AKP: a lightbulb.
(Image from my own camera.)
 When all is said and done, it's really about her future!
(Image from my own camera.)

The people of Izmir made a much better showing four days later, on the 20th of April, 2013. The central location at the Alsancak district and the fact that it was set for the weekend must have made a difference. 

The "Flag" meeting in Izmir,
April 20th, 2013.
(Image from the media.)

The demonstration was organized by the MHP[10], the second opposition party, and called “The Flag Meeting”, a reaction to the government’s policy of acquiescing to the demands of the PKK[11] through direct talks with its leaders including Abdullah Öcalan, in prison since 1999. The suppression of the Turkish identity, like for example the AKP’s insistence on removing the concept Türk (“Turk” or “Turkish”) from the constitution, the letters “TC” (for Türkiye Cumhuriyeti, the “Republic of Turkey”) from the names of government institutions (“because the Kurds find it provokative”), the restrictions applied to the Turkish flag particularly in the southeastern regions (“because the Kurds find it provokative”), the Government’s strategy of trying to make the upcoming partition more palatable through a team of “wise men” (and women), popular media figures including movie stars and singers touring the country, and last but not least the arrest and incarceration of hundreds on unfounded charges through fabricated evidence and the effective disbanding of the Armed Forces to clear the way for the government’s execution of this essentially US-organized operation, brought those crowds together. As any sensible person ought to have expected!


An offended citizen has sprayed the deleted "TC" back on!
(Image from my own camera, bank branch from my own neighbourhood.)

The Government's "Wise Men" have met protests during most of their itinerary. On April 25th 2013 five hundred assemled to express their discontent in Bursa. Above, you see them charging the barricades set up to protect the "Wise Men"!
(Image from the media.)


[1] I first referred to this case in “Patriots vs. Patriots”,  24 January 2013. The inquiry was launched when an informant in the US e-mailed a denounciation to the Police Headquarters in Izmir on August 10th, 2010. The “adultery” bit refers to a gang of prostitutes allegedly employed to wheedle classified information from over-sexed officers with a knack for showing off classified weapons and military facilities. The main evidence was a CD.
There was a very similar case in Istanbul, with 56 defendants, 16 held in custody. Again an e-mail posted to the police, this time on April 28th 2010, again involving espionage through call girls, again a CD disc, allegedly found in the home of ret. Col. İbrahim Sezer. The prosecution asked for 172 years for Col. Sezer . That case was concluded on August 2nd, 2012 with  Col. Sezer getting 15 years, 7 months, 14 days. Other defendants received comparable sentences. (Yücel Çipli, former head of TÜBİTAK- the “Turkish Society for Science and Technical Research”- got 13 Years 6 Months 15 Days, TÜBİTAK official Merdan Metin got 8 years 4 months, Lieut. Col. Mehmet Sayfettin Alevcan got 15 years 7 months 14 days, and so on. There was only one aquittal.)
[2] I have referred to all of them repeatedly in this blog. For Ergenekon see “The Flag and the Ribbon”, 30 May-Mayıs 2012, “FadedGlory”, 28 October- Ekim 2012, “Silivri”, 18 December-Aralık 2012, “Being aHero”, 17 January- Ocak 2013, “Silivri, 18-02-2013”, 25 February –Şubat 2013, “The Dardanelles Broken Through”, 19 March- Mart 2012,  “To Silivri Again”, 29 March- Mart 2013,  and “Provocation:Silivri, April 8th”, 13 April-Nisan 2013, for the “Sledghammer” see: “TheSledgehammer”, 6 September-Eylül 2013, “’Sledgehammer’ Verdicts”, 22 September- Eylül 2012, “Reacting to the ‘Sledgehammer’ Verdicts”,  26 September-Eylül 2012,  “Now It’s OurShift”, 6 November-Kasım 2012, “Hammering the Sledgehammer”, 5 February- Şubat 2013, “Makes You Want to Scream”, 12 February-Şubat 2013, and “Devouring his OwnChildren”, 19 February- Şubat 2013, for “February 28th” see “A Turban by AnyOther Name”, 16 July- Temmuz 2012, and “Ataturk Out of Time”,  2 March- Mart 2013, for “September 12th” see:“The Trial of Evren and Şahinkaya”, 1 December-Aralık 2012, “1980 Minus One”, 1 December-Aralık 2012, and “The Stuff They Hoarded?”, 2 December 2012,.
[3] Adalet ve Kalkınma Partisi, the “Justice and Development Party”.
[4] I mention the Gülen cult and its infiltation into the judiciary and the police in several articles. See “Delaware?”, 4 February- Şubat 2013, footnote 13 of “Silivri, 18-02-2013”, 25 February- Şubat 2013. Concerning infiltration of the police  and judiciary through the Gülen cult see footnote 11 of same! For an official US view of Gülen see:
For an unofficial view from the US see:
[5] Maidens waiting on the deserving pious in the afterlife; a heavenly “escort” service.
[6] See “Ramadan, August 30th, and Mr. Incredible” 17 August- Ağustos 2012.,
[8] The finger pointing at Gen. Ersöz belonged to a certain İlker Çınar, himself a defendant as well as a witness of a murder inquiry  known as “The Zirve Publishing House Case”. Back in 2007, on April 18th, the Zirve publishing house in Malatya , specializing in bibles, was raided. The assailants murdered three people, one of them a German national, by slitting their throats. Some suspects were immediately apprehended.  Four years later the murders were somehow amalgamated into the Ergenekon case and, on March 17th 2011,  20 persons, including officers, were rounded up. More arrests followed. On January 18th 2012 Ret. Full Gen. Hurşit Tolon, by then already an Ergenekon defendant, was obligingly denounced by this same İlker Çınar for “masterminding” the murders.
İlker Çınar is a shadowy figure, a sergeant dishonourably discharged from the Gendarmerie on November 23rd, 1993. He then converted to Christianity, working as a missionary. In 2008 he re-converted to Islam and became an informant to the Gendarmerie against missionary activities. In 2010 he made another switch, becoming a “clandestine informant” for the AKP against his superiors in the State apparatus.
Çınar fits the profile of informants the AKP controlled judiciary exploits to smear and arrest potential opponents. Testimonials have been routinely procured from disreputable persons in custody in return for preferential treatment. See the testimonial of Orhan Aykut, "Hammering the Sledgehammer", 5 February-Şubat 2013, and the sattelite interview with of Tuncay Güney, “Makes You Want to Scream”, 12 February- Şubat 2013.  
[9] See “TheYouth”, 16 December- Aralık 2012.
[10] Milliyetçi Hareket Partisi, the “National Movement Party”.
[11] Partiya Karkerên Kurdistan, Kurdish for “Workers’ Party of Kurdistan”, waging guerilla warfare since 1978 for an independent Kurdish state within the existing Turkish borders..